1922 Film İncelemesi

İnceleme

Stephen King’in ülkemizde 2011 yılında yayınlanan, Zifiri Karanlık Yıldızsız Gece adlı hikaye derlemesinde yer alan 1922 isimli hikayesi Netflix tarafından televizyon filmine uyarlandı. Hem 1922 hakkındaki detayları hem de film uyarlamasının incelemesini yazımızda bulabilirsiniz.

 

 

Netflix, 2017 yılında yaşanan Stephen King Uyarlama Rüzgarı‘na katkıda bulunarak, iki Stephen King uyarlamasını bizlere sundu. Geçtiğimiz ay Gerald’s Game (Oyun) romanının uyarlama filmini izledik ve bir hayli başarılı bir uyarlama olduğu sonucuna vardık.

GERALD’S GAME (OYUN) İNCELEME YAZIMIZI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Netflix, hemen bir ay sonra yeni bir Stephen King uyarlaması ile karşımıza çıktı. Ustanın Full Dark No Stars (Zifiri Karanlık Yıldızsız Gece) hikaye derlemesinde bulunan uzun hikayelerden (novella) biri olan 1922’den söz ediyoruz.

Öncelikle, Full Dark No Stars (Zifiri Karanlık Yıldızsız Gece)‘dan bahsederek başlayalım. King’in 2010 yılında yayınlanan (ülkemizde 2011) bu kitabı, dört uzun hikayeden oluşuyor. Bunlar: 1922, Koca Şoför, Adil Uzatma ve İyi Bir Evilik. Bu dört uzun hikayeden üçü film olarak karşımıza çıktı. Henüz 7 yıllık bir kitabın içerisindeki hemen her hikayenin film olarak karşımıza çıkması da ilginç karşılanabilir.




Zifiri Karanlık Yıldızsız Gece’nin son dönem King eserleri içerisinde, en başarılılardan biri olduğunu söylersem abartmış olmam sanırım. İçerisindeki dört uzun hikayenin hepsi birbirinden güzel ve ürkütücü. Aslında son dönemde korku-gerilim çizgisinden birazcık saptığını düşündüğüm Usta’nın, ilk dönem eserlerine benzeyen ürkünçlüğe sahip hikayelerden oluşan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Bu da benim çok hoşuma gitmişti. Bu hikayeler içerisinde en beğendiğim de kitabın giriş hikayesi olan 1922 olmuştu. Hikayedeki gerilim ve ürkütücü gerçekçilik insanı derinden etkilerken, bir insanın neler yapabileceğini daha sonra da yaptığı bir hatanın nelere mal olabileceğini çok başarılı bir şekilde yansıtıyordu.

 

 

1922’NİN KONUSU

Türkçesi 170 sayfa süren bu uzun hikayenin ismi, olayın geçmiş olduğu yıldan geliyor. Nebraskalı bir çiftçi olan Wilfred Leland James’in 80 dönümlük arazisinin hemen yanı başındaki 100 dönümlük arazi, eşine babasından miras olarak kalır. O yıllarda yaşayan her çiftçi gibi Wilfred de arazileri birleştirip işleri büyütmek istemektedir. Fakat eşi Arlette tüm araziyi satıp şehre yerleşmeyi ve orada bir mağaza açmayı hayal etmektedir. Karı-koca arasındaki bu çatışma, Wilfred’in eşini öldürme planları yapmasına kadar ilerler. Wilfred’in amacı 14 yaşındaki oğlu Henry’i de ikna ederek birlikte, evdeki beladan kurtulmalarıdır. Fakat 1922 onlar için bir hayli uzun ve korkunç geçecektir.

1922, birbirinden nefret eden bir karı-kocanın miras davası nedeniyle daha büyük bir çıkmaza girmelerini, bunun sonucunda da insanların neleri göze alabileceğini çok keskin bir gerçeklikle gözler önüne seriyor. Wilfred’in karısını öldürmeye karar vermesinin ardından oğlunu bu işe ikna etmeye çalışması da yine bizleri dehşete düşürüyor. Ama hikayenin asıl noktasının bu kısım değil, bundan sonrasının olduğunu da eklemek isterim. Wilfred’in üzerine çöken lanet, insanın hayatında yaptığı bir hatanın başına ne kadar büyük bir bela açacağını yine bizlere çarpıcı bir şekilde gösteriyor.



Bu nedenle 1922, baştan sona çok başarılı kurgulanmış, insanı dehşete düşüren bir hikaye. Çünkü, anlatılanlar aslında bize çok yakın. Belki bir anlık bir öfke ya da bir anlık alınan bir kararla hayatımızın nereden nereye gelebileceğini biliyoruz.

 

 

1922 FİLMİ BİZLERE AYNI ETKİYİ VERİYOR MU?

Netflix tarafından yapılan uyarlama, 20 Ekim‘de yayınlandı. Filmin yönetmen koltuğunda Zak Hilditch‘i görüyoruz. Hilditch aynı zamanda hikayenin senaryolaştırmasını da kendisi yapmış. Gayet başarılı bir senaryolaştırma olduğunu söyleyebilirim. Hikayenin hemen hemen hiçbir yerine dokunulmadan, birebir aktarımı sağlanmış. Netflix’in yapmış olduğu iki uyarlamada da esere sıkı sıkıya bağlılık gözlerden kaçmıyor.

1922’nin baş rolünde Stephen King uyarlamalarının tanıdık yüzlerinden biri yer alıyor. Daha önce Dreamcatcher (Düş Kapanı), Sis (The Mist) gibi uyarlamalarda yer alan Thomas Jane, Wilfred James olarak karşımıza çıkıyor. Daha önceki uyarlamalarda başarılı işlere imza atan Jane, yine çizgisini bozmuyor. Nebraskalı aksanı ile o kadar başarılı ki, konuşmaları film boyunca hem rahatsız edici hem de etkileyici.

Filmde Thomas Jane‘e, Molly Parker ve Dylan Schmid eşlik ediyor. Tüm ekip iyi bir iş ortaya koyuyor. Oyunculuklar yerinde ve bizi bir televizyon uyarlaması izlemenin ötesine taşımayı başarıyorlar. Burada takıldığım tek nokta, filmde yalnızca Thomas Jane‘in Nebraskalı aksanı kullanması, diğer oyunların normal bir aksanla konuşmaları oldu. Buradaki eksiklik Jane’in başarısı nedeniyle daha çok göze batıyor bence.

Az önce senaryolaştırma kısmında da bahsettiğim gibi, filmi izlerken sanki hikayeyi okur gibisiniz. Hemen hemen hiçbir ayrıntı atlanmamış. Her şey olduğu gibi ekrana aktarılmış. Hatta yakın zamanda hikayeyi okuduysanız ya da benim gibi filmi izledikten sonra hikayeyi tekrar okuduysanız diyalogların dahi bir çok yerde birebir alıntılandığını göreceksiniz. Bu çerçeveden bakıldığında hem Oyun uyarlamasında hem de 1922 uyarlamasında yüz güldüren bir sonuçla karşı karşıyayız. Netflix, Sadık Okuyucu‘nun isteklerini yerine getiriyor diyebiliriz.

Tabii her şey hikayenin birebir aktarılması ile oluyor mu? Tartışılır. Sonuç olarak bir film izliyoruz ve olaya bir film gözüyle bakarsak bir kaç aksaklık olduğunu belirtmeliyim. Öncelikle, hikayenin ilk kısmı yani Wilfred’in cinayeti planlaması ve oğlunu ikna etme çabalarının anlatıldığı kısımda seyirciye duygu aktarımı çok iyi yapılamamış. Birazcık yavan kalmış diyebilirim. Mesela cinayetin işlendiği anın anlatımı da yine aynı şekilde eleştirdiğim sahnelerden biri olacak. Tamam, bu bir televizyon filmi, bazı şeyleri birebir göstermek zor ama yine de daha etkili bir sahne sunulabilirdi. Çünkü o sahne hikayede bir hayli etkileyici şekilde anlatılıyor.

Hikayenin ikinci kısmı ise daha başarılı bir şekilde seyirciye aktarılıyor. Wilfred’in oğlunu kaybetmesi, hem kendisi hem de evinde yaşanan çöküş ve üzerine yapışan lanetin kendisini nasıl çıldırttığı… Bu kısım başarılıydı ve seyircinin izlerken verilmek istenen mesajı aldığını düşünüyorum.



Hikayesine bu kadar bağlı olan bir filmin finalinin maalesef değiştirilmesi kötü bir karar olmuş. Tamam, aşırı bir sapma yok ama hikayenin finalinin daha vurucu olduğunu söyleyebilirim. Filmde, otel odasında itiraf mektubunu bitiren Wilfred’in duvarları delerek odaya akın eden farelerin içinde kalışı ve sonrasında ölmüş eşini, oğlunu ve gelinini görmesi ile sona ulaşıyoruz. Hikayede ise, bir gazete haberi ile gerçekleri öğreniyoruz. Adamın her yerini ısırarak kendisini öldürdüğünü, itiraf mektubunu yazdığı sayfaları da çiğnediğini görüyoruz. Yönetmen burada bir tercih kullanmış ama bence hikayede sonu kullansa daha iyi bir sona imza atabilirdi diye düşünüyorum.

Sonuç olarak, 1922 filmi, başarılı bir hikayenin yine başarılı bir şekilde uyarlanması sonucu karşımıza çıkan bir film oldu. Netflix, eğer bu çizgide ilerleyecekse, Stephen King uyarlamalarına devam etmeli diye düşünüyorum. Mesela Rose Madder (Çılgınlığın Ötesi), Insomnia (Uykusuzluk), From A Buick 8 (Buick 8), Duma Key (Duma Adası), Lisey’s Story (Bir Aşk Hikayesi)… Neden olmasın?

 

Volkan UĞRAÇ

Stephen King Türkiye

23.10.2017

 

Bir Cevap Yazın