Castle Rock Dizisi 1.Bölüm İnceleme

İnceleme

Stephen King ve J.J.Abrams‘ın ortak projesi Castle Rock dizisi 25 Temmuz itibariyle başladı. Dizinin ilk bölümünü izledikten sonra dizi hakkındaki görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum. Castle Rock dizisi hakkındaki bilgiler, yorumlar ve daha fazlası yazımızda…

(Yazımız dizinin ilk bölümü ile ilgili Spoiler içermektedir!)

 

 

Castle Rock projesi uzun zaman önce adını duyurmuştu fakat yayınlanması ertelendiği için ekranlarda boy göstermesi bir hayli zaman aldı. Castle Rock, Stephen King ve J.J.Abrams‘ın yapımcılığını üstlendiği, senaryosunu (creator) Sam Shaw ve Dustin Thomason‘ın yazdığı, konusu ve karakterleri itibariyle Stephen King eserlerini temel alan bir dizidir. İlk sezonu 10 bölüm sürecek. HULU tarafından yaptırılan dizinin ilk üç bölümü 25 Temmuz itibariyle yayınlandı. Ben de ilk bölümü izledim ve sizlere ilk bölümden çıkardığım yorumları sunuyorum.




Castle Rock dizisi, Maine’deki Castle Rock kasabasında ve çevresinde yaşanan olayları konu alıyor. Castle Rock, Stephen King eserlerinin bazılarında karşılaştığımız kurgu bir kasaba. Bu nedenle kasabada dolaşırken bir Stephen King romanı okuyor hissine kapılıyorsunuz. Dizimiz, 1991 yılında kaybolan bir çocuğun aranması ile başlıyor. İsmini ve kim olduğunu sonradan öğreneceğimiz bir adam, aradığı çocuğu donmuş bir göletin üzerinde buluyor ve onu kurtarıyor. Günümüze geçtiğimizde Amerikan dizi dünyasının tanıdık simalarından Terry O’Quinn (Lost, Falling Skies) bizleri karşılıyor. Shawshank Eyalet Hapishanesi müdürü olan Dale (Terry) emekli olmasının ardından karısına güzel bir kahvaltı hazırlıyor ve sonrasında intihar ediyor. Dizi daha ilk dakikasından gizem bombardımanına başlıyor. Shawshank’e atanan yeni müdüre Warden (Ann Cusack), göreve gelir gelmez yaklaşık 30 yıldır kapalı tutulan F bloğunun neden kapalı olduğunu merak eder ve gardiyanlardan orayı kontrol etmelerini ister. Bu kontrol sırasında memurlardan biri tesadüfen kafese hapsedilmiş birini bulur. Bu kişi hapishanede bulunan suçlulardan biri değildir. Konuşmamaktadır ve akli dengesi yerinde değilmiş gibi davranır. 1991 yılında kaybolan ve polis memuru Alan Pangborn (Scott Glenn) tarafından bulunan Henry Deaver (André Holland), günümüzde bir avukat olarak karşımıza çıkar. Hapishanede bulunan gizemli kişi (Bill Skarsgard) yalnızca Henry Deaver’ın ismini telaffuz eder ve bu iki karakter gizem çemberi içerisinde bir araya gelir. Texas’ta görev yapan Henry, aldığı bir telefon sonrasında Castle Rock’a döner. Bu geri dönüş, çoğu Stephen King eserinde olduğu gibi olayların başlamasına neden olur.

 

 

Dizinin ilk bölümünde anlatılanlar özetle böyle. Dizi konu itibariyle birebir Stephen King eserlerini temel almıyor fakat mekanlar, karakterler ve bazı olaylar, dikkatli King hayranlarına göz kırpıyor. Bunlardan bazılarını yazmak istiyorum. Mutlaka benim fark edemediğim ama sizin fark ettiğiniz sahneler de vardır. Bunları  yorum olarak yazmanızı rica ediyorum.

Dizinin genel olarak konusu ile birebir bağlantılı olan Shawshank Hapishanesi, zaten başlı başına Stephen King eserlerine bir göndermedir. Burada hoşuma giden ayrıntılardan biri, yeni müdüre odasına girerken, memurun birinin “Bu odada birçok müdür kendini öldürdü, duvardaki kurşun izlerini görebilirsiniz” demesi oldu. Hatırlayacağımız üzere Esaretin Bedeli filminde, müdürümüz odasında kendini vurmuştu.

Bill Skarsgard’ın hayat verdiği gizemli karakterin, küçük bir fareyi izlediği sahne de Yeşil Yol’daki Mr.Jingles’a bir göndermeydi.

 

 

Henry, Castle Rock’a ayak bastığı sahnede ismi Pleasant Dreams Inn olan bir dükkan görüyor. İsim olarak aynı olmasa da bize Needful Things’i çağrıştıran bir göndermeydi bu da. Ayrıca kasaba merkezindeki kilise yine Ruhlar Dükkanı’nda yer alan kiliseye çok benziyor.




Molly karakterini canlandıran Melanie Lynskey‘in Rose Red Konağı mini dizisinde rol aldığını ve oradaki Rachel karakterine hayat verdiğini de belirtelim. Karakterlerden gitmişken, geçtiğimiz yıl Pennywise olarak karşımıza çıkan Bill Skarsgard‘ın, 1974 yapımı Carrie filminde başrol oynayan Sissy Spacek‘in ve Mr.Mercedes dizisinde rol alan Ann Cusack‘ın dizide yer aldığını da ekleyelim.

Dizide karakter bazlı göndermeler de mevcut. Hatta buna gönderme diyemeyiz, karakter birebir dizide yer alıyor. Kasaba şerifi Alan Pangborn… Ruhlar Dükkanı, Hayatı Emen Karanlık, Kemik Torbası, Güneş Köpeği gibi eserlerde karşımıza çıkan Alan Pangborn karakteri, emekli şerif olarak dizide karşımıza çıkıyor.

 

 

Dizi, ilk bölümü itibariyle karakter tanıtımı üzerinde durup olayları bize parça parça göstererek gizem örtüsünü sunmaya çalıştı. Bu konuda da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Olayları merak edip bir sonraki bölümü izlemeyi çok istediğimi fark ettim. Dizi ilk bölüm itibariyle başarılı bir çizgide kendini gösterdi. Bundan sonraki bölümlerde bu çizgide devam edebilirse, başarılı King uyarlamalarından biri olarak anılacağı kesin.

Dizi oyunculuklar yönünden de başarılı ve güçlü bir kadroya sahip. Her ne kadar çok fazla görmek istediğim Terry O’Quinn daha bölümün başında intihar ederek aramızdan ayrılmış olsa da bölümün sonundaki sahneye bakarak onunla ileride daha çok karşılaşacağız gibi görünüyor. J.J.Abrams ile Terry O’Quinn‘in Lost‘tan sonra tekrar bir araya gelmeleri ve yine John Locke gibi gizemli bir karakteri bize sunmaları heyecanlandırmıyor değil.




Sonuç olarak, dizi ilk bölümü itibariyle benden geçer not aldı. İzlemeye devam edeceğim. Stephen King göndermeleri için bu diziyi izlemek istiyorsanız beklediğinizi çok fazla alamayacaksınız. Dizi daha çok kendi ana konusu üzerinde duruyor ve bize bu yolda ilerleyeceğini gösteriyor. Ara ara tadımlık göndermeler sunacağı da kesin gibi görünüyor. Gelecek bölümlerde neler olacak, bekleyip göreceğiz.

 

Volkan UĞRAÇ

Stephen King Türkiye

27.07.2018

Bir cevap yazın