Castle Rock 2.Sezon 1.Bölüm İnceleme

İnceleme

Yapımcılığını Stephen King ve J.J.Abrams‘ın üstlendiği Castle Rock dizisi, geçtiğimiz yıl ilk sezonu ile ekranlara gelmişti. Sam Shaw ve Dustin Thomason‘ın yazdığı (creator), konusu ve karakterleri itibariyle Stephen King eserlerini temel alan dizi, 10 bölüm süren ilk sezonu ile pozitif ve negatif bir çok eleştiri almıştı. Dizi, ilk sezonundaki konusunu sezon finali ile bitirdikten sonra ikinci sezonunda ne anlatacağı hakkında kafalarda soru işaretleri oluşturmuştu. Yapımcı, dizinin her sezon yeni bir konuyu ele alacağını açıkladıktan sonra farklı bir Stephen King uyarlaması ile karşılaştığımızdan emin olduk.

Dizininin ikinci sezonu, 23 Ekim 2019‘da başladı ve ilk üç bölüm birden yayınlandı. Dizinin Stephen King eserlerini birebir temel almadığını, yalnızca karakterleri ve bazı olayları temel aldığını bir kez daha hatırlatmak gerekir. Bu sezonda ise Annie Wilkes karakterini başrolde görüyoruz. Annie Wilkes, King’in eserlerindeki en sağlam kadın karakterlerden olarak görülüyor. Sadist (Misery) romanında, hayran olduğu yazarı araba kazasından kurtararak zamanla onu evinde tutsak almasını okurken zihinlere kazınan bir karakter olmuştu. Annie Wilkes karakteri beyaz perdede de başarı sağlamış bir karakter oldu. Sadist romanının sinema uyarlamasında Annie Wilkes karakterini canlandıran Kathy Bates, o yıl En iyi kadın oyuncu Oscarı’ını kazanarak tarihe geçmişti. 

Böylesine güçlü bir karakteri dizinin ikinci sezonunda görmek beni bir hayli sevindirdi. Annie Wilkes‘ın ne kadar hastalıklı bir karakter olduğunu bildiğim için dizide her an her şey olabilir diyordum ki, ilk bölüm son sahnelerde Annie beni şaşırtmadı.

 

 

Dizimizin ikinci sezonunun ilk bölümü olan Let The River Run, bir anne ile kızının yolculukta geçen hayatını özetleyerek başlıyor. Annie (dizinin ilk bölümünde onu daha çok Anne ismiyle görüyoruz) genç bir hemşiredir ve kızı Joy’un bakımını üstlenmiştir. Anne her ne kadar normal biri gibi görünse de ilaçlarını almadığında halüsinasyon görmekte, rüya ile gerçek karışımı olaylar yaşamaktadır. Bir hemşire olarak hastanelerde çalışabilmesi için ilaç kullandığını saklamaktadır ve resmi kayıtlara bu durumun kaydedilmemesi için çabalayıp durmaktadır. Bu nedenle kızıyla sürekli olarak şehir değiştirip hastanelerde geçici olarak işe girerek hastanelerden gerekli ilaçları çalarak oradan ayrılmaktadır. 

Bu döngü içerisinde geçen hayatları Joy’u içine kapanık biri haline getirmiştir. Annesi sağlıklı düşünebilen biri değildir. İnsanlardan fazlaca ürken ve onların tehlikeli olduğunu düşünen biridir. Joy ise ergenlik çağına gelmiş ve hayatının en güzel yıllarını dört duvar arasında geçirmektedir. Bu durum onu içinden çıkılmaz bir bunalımın ortasında bırakmıştır.

Anne ve Joy, bir kez daha yollara düştükleri sırada, Castle Rock kasabasından geçmektedirler. O sırada arabaları kaza yapar. Onları kurtaran vinç ustasının misafirhanesinde bir süre kalmaya başlarlar. Arabalarının tamir olmasını beklemektedirler fakat Anne’in ilaçları bitmiştir ve hayaller onun peşini bırakmamaktadır.

 

 

Castle Rock’taki hastanede geçici olarak çalışmaya başlayan Anne, bu hastanedeki ilaçları çalmaya çalışırken kapının elektronik bir kilit ile korunduğunu görünce farklı yollar aramaya başlar. Bu farklı yollar onu hastane doktoru Dr. Nadia Howlwadaag ile karşılaştırır. Nadia, kardeşlerinin kasabadaki bir alış veriş merkezi yapımı nedeniyle birbirlerine düşman olmasının verdiği huzursuzluğu yaşarken Anne’in durumunu öğrenir ve ona yardım etmek ister.

Anne için şimdilik her şey yolundadır. İlaçları doktor tarafından kayda girmeden sağlanacaktır. Bir süre daha bu kasabada kalmayı kabul eder ve kızının dışarı yalnız çıkabilmesine izin verir. Evde yalnız kaldığı bir akşam, onları kazadan kurtaran vinç ustası John evine girer ve kadını tehdit eder. Çünkü, Joy bir gece önce John’un kardeşinin evine yapacağı saldırı için hazırlanırken görmüştür. Anne, arbede sırasında John’u öldürür ve cesedini yeni yapılan avm inşaatına gömer. Bu sırada yerde açılan bir yarık bambaşka bir hikayenin başlangıcı olur. 

 

 

Bölümü bu şekilde özetlemeye çalıştım. Öncelikle bu dizinin ilk sezonunu izlediyseniz, anlatımı ile bir kitabı andırdığını biliyor olmanız gerekir. Son derece durgun, olayların bir kitaptaki olaylar gibi işlendiği, bu nedenle bazıları tarafından (bence yersiz) eleştirilere maruz kalan bir dizi. Bu sezon da böyle başladı fakat daha başarılı bir şekilde ilerleyeceğini düşünüyorum. 

 

 

Annie Wilkes karakterini canlandıran Lizzy Caplan, ne yapacağı belli olmayan, durgun ve psikopat bir karakteri ilk bölüm itibariyle başarılı bir şekilde yansıtmış görünüyor. Bunun dışında, oynadığı ilk sinema filmiyle Oscar adayı olmayı başaran Barkhad Abdi de dizide yer alıyor. Kendisinin başarılı bir performans gösterdiğini söyleyebilirim. 




Dizi Castle Rock’ın kuruluşunun 400. yılına dikkat çekerek, cadıların avm inşaatının olduğu bölgede yakıldığından satır aralarında söz etti. İlk bölüm itibariyle konunun buraya bağlanacağını söyleyebilirim.

Dizi yer yer korku / gerilim dizilerindeki klişelere düşüyor ama ilk bölüm itibariyle bu durum göze batacak cinsten değil. Örneğin, ilaçları ile bu kadar içli dışlı olan bir kadının araba sürerken boş ilaç kutularını karıştırması, ilacının bitmek üzere olduğunu (ya da bittiğini) o ana dek fark etmemesi, bunun üzerine de kaza yapması çok mantıklı olmadı. 

Sonuç olarak, bu dizi Stephen King karakterlerini gördüğümüz, Stephen King romanlarına atıflar yapan bir dizi ve Stephen King hayranlarının her şekilde takip etmesi gerektiğini düşündüğüm bir dizi. 

Bir cevap yazın