Gerald’s Game (Oyun) Film İncelemesi

İnceleme

Stephen King Gerald’s Game(Oyun) roman uyarlamasının konusu, incelemesi ve ayrıntıları

Stephen King’in 1992 yılında okuyuculara sunmuş olduğu Gerald’s Game (Oyun) romanı, ustanın “kadınlar dönemi” diyebileceğim bir dönemine rastlıyor. Dolores Claiborne, Rose Madder (Çılgınlığın Ötesi) gibi örnekleri bulunan bu dönemde King, baş rollerinde kadınların yer aldığı ve bir kadının iç dünyasını anlattığı romanlarını Sadık Okuyucu’ya sundu.

STEPHEN KING 1922 FİLMİ İNCELEMESİNİ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

 

 

Gerald’s Game (Oyun), evlilikleri çıkmaza giren bir çiftin evliliklerini kurtarmak amacıyla yaşadıkları bir fantezinin, istenmeyen olaylar sonucu korkunç bir anıya dönüşmesini anlatıyor. Gerald ve Jessie Burlingame, sonbahar rüzgarlarının esmeye başladığı bir dönemde göl evlerine gitmeye karar verirler. Gerald’ın karısından sakladığı planları vardır. Jessie, sır dolu çekmeceleri kapalı bir şekilde evliliğine devam ederken bu ve bunun gibi faaliyetlerin bir şeyleri değiştirmeyeceğini bilmektedir.

Stephen King’in tarzının bir hayli dışında yazmış olduğu bu romanda, güzel başlayan anların Gerald’ın karısını yatağa kelepçelemesi ile son buluşuna şahit oluyoruz. Jessie’nin kocasına savurduğu tekme sonrası Gerald’ın kalp krizi geçirip ölmesi kabus dolu anların ortasına Jessie’yi ve bizi bırakıveriyor. Böyle bir durumda kalsaydınız ne yapardınız sorusundan yola çıkarak psikolojimizi derinden etkileyen bir eser ortaya çıkıyor.




Oyun romanını okuduğumda (2003 yılı) çok beğendiğimi hatırlıyorum. Tek mekanda geçen hikayeler her zaman ilgimi çekmiştir. Bu tarzda yapılan filmleri de ilgiyle izlerim. Çünkü yazar ya da yönetmen, böyle kısıtlı bir malzeme ile başarılı sonuçlara imza atabiliyorsa, bunun değeri benim için daha büyük oluyor. Usta daha önce bunu Misery (Sadist)’de başarılı bir şekilde yapmıştı. Yine başarılı bir sonuç ortaya çıkarıyor.

Evet, Oyun romanını okuyanların bir çoğu bu kitabı beğenmiyor. Tek bir odada geçen hikaye aksiyon arayan okuyucuları boğabiliyor. Anlayışla karşılamak gerek ama unutulmaması gereken nokta, bu romanın aksiyon ve gerilim dolu bir korku romanından öte, başarılı bir psikolojik gerilim romanı olduğudur.

 

 

Oyun’un film ya da dizi uyarlamasının 2017 yılına kadar yapılmamasını da biraz buna bağlıyorum. İzleyiciyi sıkmadan, bu gerilimi yansıtmaya bir çok yapımcı ve yönetmenin yanaşmadığını düşünüyorum. Açıkçası kitabı okuduğum 2003 yılından bu yana Oyun’u beyaz perdede görmeyi hep istedim. 14 yıl sonra bu istediğime kavuştum. Beyaz perdede izleyemedim belki ama sonuç olarak Gerald’s Game (Oyun) bir uyarlama olarak karşımıza çıktı.




Netflix‘in yapımcılığı üstlendiği Gerald’s Game’in yönetmen koltuğunda başarılı yönetmenlerden Mike Flanagan (Hush, Oculus)’ı görüyoruz. Aynı ismin kitabın senaryolaştırılması aşamasında da yer aldığını belirtelim.

2017 yılı diğer yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Stephen King uyarlamaları yılı oldu. Bir çok eserin uyarlama olarak karşımıza çıktığına şahit olduk. Sanırım bu kadar yoğun bir şekilde Stephen King uyarlaması izlediğimiz başka bir yıl hatırlamıyorum. Bu uyarlamaların bazıları gerçekten çok başarılı olurken bazıları bizi hayal kırıklığına uğrattı. Peki, Gerald’s Game bu grupların hangisinde yer alıyor?

29 Eylül‘de Netflix‘te yayınlanan Gerald’s Game, Metacritic‘ten 76 / 100, IMDB‘den 6.9 (şu an için), Rotten Tomatoes‘tan %90 beğeni oranı aldı. Puanlar ve yorumlar bir hayli iyi görünüyor. Peki, biz bu filmi nasıl bulduk?

Kısa ve net bir ifadeyle: ÇOK BAŞARILI…

Tabii neden bu fikirde olduğumu da açıklamak isterim.

 

 

Öncelikle film ilk dakikasından itibaren “öylesine” çekilmiş bir yapım gibi durmadığını gösteriyor. TV filmleri sonuç olarak düşük bütçeli ve iddiasız filmlerdir fakat bu film öyle olmadığını izlediğiniz her an size hissettiriyor. Filmin bir diğer öne çıkan özelliği, oyunculukların bir hayli iyi olması. Jessie rolündeki Carla Gugino rolünün hakkını veriyor. Jessie’nin yaşadığı korkuyu, gerilimi ve çaresizliği hissedebiliyoruz. Tabii atlanmaması gereken noktalardan biri de Gerald rolündeki usta oyuncu Bruce Greenwood olacak. Kendisi aktif olarak hikayenin içerisinde yer almasa da verilmek istenen mesajı başarılı bir şekilde veriyor.

Yönetmenlik başarılı, oyunculuklar iyi, peki ya esere uygunluk? Evet, Stephen King’in Sadık Okuyucuları olarak aklımızdan geçen sorulardan biri bu oluyor haliyle. Özellikle bir çok başarısız sonuç ortada olunca ister istemez filmde hemen her sahnede bu sorunun cevabını arıyoruz. Ama rahat olun. Bu filmde hiç beklemediğiniz kadar kitaba uygunluk göreceksiniz. Ben izlerken şaşırdım, itiraf edeyim. Yönetmen kitaba o kadar bağlı bir film ortaya çıkarmış ki bir kaç ufak ayrıntının dışında kitabı okuduğunuzu hissediyorsunuz. Hatta bazı ayrıntılar, bazı diyaloglar bire bir kitaptan alıntılanmış. Bu nedenle son yıllarda kitaba en çok sadık kalan film için rahatlıkla Gerald’s Game diyebiliriz.




Kitabı okuyanlar bilir, Gerald’s Game (Oyun), Dolores Claiborne romanı ile yolları kesişen bir romandır. İki kitapta da yaşanan güneş tutulması olayı aynı güneş tutulmasıdır. Buradan yola çıkarak güneş tutulması sahnesinin kitaptan bağımsız anlatılacağını düşünmüştüm (çünkü Dolores’i konuya dahil edemezlerdi.) fakat burada da beni şaşırttılar. Güneş tutulması sahneleri aynen aktarıldığı gibi isim verilmeden Dolores’ten de bahsedildi. Hatta “hayali” Gerald’ın “Her şey ışığa hizmet eder” cümlesi pastanın çileği oldu benim için.

 

 

Güneş tutulmasından bahsetmişken Jessie’nin çocukluk döneminden gelen en büyük yarası ve en büyük sırrından da bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. Aslında bu öyle bir sırdır ki Jessie’nin evliliğinin neden istediği seviyede olmadığının da cevabıdır.

Jessie, 12 yaşındayken (kitapta 11 yaşında) babası ile birlikte güneş tutulmasını izler. Bu sırada babası onu kucağına oturtur. Her şey buraya kadar normaldir fakat sonrasında olanlar Jessie için kabuk bağlamayan bir yaraya dönüşür.

Kitapta Jessie’nin babasının yaptıkları ağır ve üzücüdür. Her ne kadar kızına tecavüz etmese de onu taciz etmiştir. Filmde bu durum biraz yumuşatılmış. Tamam, bu kadar hassas bir konunun televizyon için yapılan bir filmde kitaptaki gibi ele alınması biraz sorun olabilirdi. Bu nedenle bu kısımda yönetmenin olayı yumuşatmasını toleransla karşılayabiliriz.

 

 

Tabii bir de hem kitapta hem de filmde bir anda ortaya çıkan “Moonlight Man” var. Aslında bu isim kitapta farklı. “Uzay Kovboyu”, “Ölüm Kovboyu” gibi isimler kitapta yer alırken, filmde “Ay ışığı adam” olarak karşımıza çıkıyor. Peki kimdir bu ay yüzlü?

Stephen King’in aynı Rose Madder (Çılgınlığın Ötesi) ve son dönemde End of Watch (Son Nöbet)’ta yaptığı şeyi yapması sonucu ortaya çıkan bir karakterdir diyebiliriz. Usta, nedendir bilinmez bazı hikayelere doğa üstü öğeler katmadan rahat edemiyor. Gayet gerçekçi bir hikaye sunulmuşken, birden King’in fantezi dünyasından kopup gelen öğeler hikayenin içine dağılmaya başlıyor. Bunu yararlı ya da başarılı bulabilirsiniz. Evet, çoğu yerde de öyledir ama doğru bir adım olduğunu düşünmüyorum.

Gerald’s Game’de de Jessie’nin hikayesi yeterince gerilimli ve korkunç iken, karanlıkta beliren dev bir yaratık her ne kadar korku yönünde hikayeyi güçlendirse de olay örgüsünden bizi biraz koparmış oluyor. Karanlıkta durup Jessie’yi dikizleyen, mezar soyguncusu, romanda nasılsa aynen o şekilde filme aktarılmış. Merak ettiğim noktalardan biri de bu karakterin filmde yer alıp almayacağı idi ve yönetmen yine hiçbir şeyi atlamadan bu karakteri bizlere sunmuş. Bir hayli korkunç sahnelere imza atıldığını söylemek isterim. Ama dediğim gibi, genel hikaye içerisinde bu karakterin çok da gerekli olduğunu düşünmüyorum.

 

 

Sonuç olarak Mike Flanagan imzalı Gerald’s Game (Oyun), Stephen King’in aynı isimli romanına büyük ölçüde sadık, kaliteli bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Ben filmi çok beğendim ve rahatlıkla başarılı King uyarlamaları arasında gösterebilirim. Spoiler olmasın diye filmin finalinde yaşananlara değinmedim ama o kısımların da kitaptaki gibi birebir aktarıldığını eklemek istiyorum. Yönetmen Sadık Okuyucu’nun ne istediğini çok iyi kavramış ve elinden geldiği kadar bunu filmine yansıtmış. İşini bu şekilde yapacaksa yeni uyarlamalarda kendisini görmek isterim açıkçası.

Siz olsanız o yataktan nasıl kurtulurdunuz? Bir göl evindesiniz, çevrenizde kimsecikler yok. Köpeğin biri gelmiş kocanızın (ya da karınızın) cesedini öğünlük yapmış. Gece karanlığı çöktüğünde karanlığın kendisi yetmezmiş gibi kuytu bir köşede size gülümseyen dev bir yaratık varsa… Geçmişin anıları saklandıkları çekmecelerden bir bir çıkıyorsa… Hepsi kulağınıza fısıldıyorsa… Vakit geçiyor, susuzluk artıyor, kollarınız uyuşuyor ve kimsecikler yardımınıza gelmiyorsa…

İşte böyle bir durumda siz ne yaparsınız?

 

Volkan UĞRAÇ

Stephen King Türkiye

08.10.2017 

Bir Cevap Yazın