Kara Ev (Black House)

UYARI: İnceleme yazımız boyunca her ne kadar kitabın ayrıntılarına girilmek istenmese de spoiler bölgesine ister istemez giriş yapılmıştır. Kara Ev’i henüz okumamışsanız ve kitap hakkında bilgi sahibi olmak istemiyorsanız bu yazıyı okumamanızı tavsiye ederiz. 

Stephen King yolculuğuna çıktığım ilk yıllar,  lise dönemi sonrası…

Ustanın bir kaç kitabını okumuş, henüz onun sonsuz dünyasına tam olarak adım atmamıştım. Yani uzun lafın kısası “Sadık Okuyucu” sayılmazdım. 2003 yılının bir yaz günü, içimi ürperten, adeta ruhumu donduran bir macera oldu Kara Ev. Zaten daha kapağına baktığınızda ruhunuza sinsice işleyen bir etkisi var. Kapağı açıp sayfalar arasında dolaşmaya başladığınızda ise ormanın derinliklerindeki Kara Ev, zihninizi bulandırmaya başlıyor.

2017’den bir kış günü…

Bazı şeyler için nedene ihtiyacınız yoktur. Ya da ortada dönen bir şeyler vardır ama göremezsiniz. Ben de bu ikisinden birini yaşadığımı düşünüyorum. 2003 yılında son erdirdiğim, ormanın derinlikleri gibi zihnimin de derinliklerine gönderdiğim Kara Ev, tam 14 yıl sonra kendisini hatırlattı. Yıllar öncesinin ruhumu saran o hissi yeniden yakınıma geldi.

Başlangıç

Kara Ev hakkındaki inceleme yazımıza, sizlere kitabı 14 yıl arayla iki defa okuduğumu anlatarak başlamak istedim. Stephen King’in en beğendiğim eserleri arasında yer aldığı için, yolculuğun başladığı ilk yıllarda okuduğum bu kitabı, ustanın hemen tüm eserlerini okuyup 14 yıl yaşlanan biri olarak tekrar okumak istedim. Sonuç şaşırtıcı derecede benzer olmakla birlikte, derinlerdeki ince dokunuşlar artık daha fazla su yüzüne çıkmış oldu.

Kara Ev, Stephen King’in Peter Straub’la birlikte yazdıkları iki kitaplık (şimdilik) serinin ikinci kitabıdır. Serinin ilk kitabı olan Tılsım (The Talisman), 1984 yılında yayınlanmıştır. Dilerseniz, Tılsım’dan yola çıkarak Kara Ev’i bulalım.

Jack Tılsım’a Dokunuyor

“Jack, Tılsım’ı almak üzere batıya doğru yol alırken her adımda karşısına yürek durduran tehlikeli serüvenler çıkmaktadır. Indiana’da bir başıboş çocuklar yurdunda hapsedilip orayı yöneten sadist, dindar bir fanatik tarafından işkenceye uğramaktan tutun da, Kraliçe Laura’nın düşmanlarının saldırılarına uğramaya kadar.” Tılsım – Tanıtım Yazısı




Tılsım, Stephen King ve Peter Straub’u bir araya getiren ilk eser olması nedeniyle hayli ilginçtir. Amerika’nın yetiştirdiği başarılı korku-gerilim yazarlarından olan Straub, King ile giriştiği bu işten alnının akıyla çıkmayı başarmıştır. Küçük bir çocuğun (Jack) annesini kurtarmak amacıyla atıldığı bu fantastik macera, gerçek anlamda okunmaya değer bir eser olarak parlıyor. Kitapta iki yazarın da nereye ve nasıl etki ettiklerini anlayabiliyorsunuz. Aynı zamanda bu iki farklı bakışın harmanlanıp eseri şaha kaldırdığı bölümler de mevcut. “Diyar” denilen evren Kara Ev’de karşımıza biraz farklı çıkacak olsa da Tılsım içerisinde, zihnimize bayram ettiren fantastik bir şölene dönüşüyor.

Tılsım’da 12 yaşında olan Jack Sawyer, yıllar sonra tekrar karşımıza çıktığında onu, otuzlu yaşlarında emekliliği seçen bir polis olarak görüyoruz. İşte hikayemiz de burada başlıyor.

Balıkçı Geri mi Döndü?

“Geçen yüzyılın başlarında yaşayan Albert Fish adlı katilin işlediği cinayetlerin benzerleri küçük kasabada işlenmeye başlayınca meçhul katile “Balıkçı” adı takılır. Bu cinayetler sapık bir beynin ürünü müydü, yoksa bu sessiz kasabayı gizemli kötü bir güç mü sarmıştı? Emekli dedektif Jack’in açıklanması zor gündüz rüyalarının sebebi neydi? Ormanın ıssız bir köşesinde içinde dehşet barındıran korkunç Kara Ev’deki kötülüklerle nasıl savaşacaktı?” Kara Ev – Tanıtım Yazısı

Kara Ev’in gizemli ve korkunç hikayesine dalmadan kitabın giriş kısmından sizlere bahsetmek istiyorum. Çünkü bu zamana kadar okuduğum kitaplar içerisinde en ilginç girişlerden birine sahip Kara Ev.

Kitabın pek çok okuyucu için “sıkıcı” olarak nitelendirilebileceği kısım, bu giriş kısmı oluyor. Yazarların okuyucuya olayların geçtiği (ve geçeceği) kasabayı detaylı olarak anlattığı, kasabada yaşayan insanları tanıttığı, yaklaşık 100 sayfalık bir kısım bu. Burada lafı fazla dolaştırmaya gerek yok. Evet, bir çok okuyucu gibi ben de sıkıcı buldum bu kısmı. Ama bunu bir kenara bırakırsak, uygulanan teknik beni iki okumamda da kendisine hayran bıraktı. Yazarların kitap boyunca yaptığı gibi, olayları kendilerini kah kasabada uçan bir karga (Gorg! diyebilirsiniz) kah bir arı ya da bir sinek olarak insanların arasında dolaşarak anlatmaya çalışmaları bu bölümü farklı kılan neden oluyor.




Kasabayı ve ileride yaşanacak olayların kahramanlarını tanıdıktan sonra, 1920’lerden çıkıp gelen kötü bir ruhun yaptığı iğrenç olaylara şahit olmaya başlıyoruz. Aslında bu “kötü ruh” bir taklitçiden başka bir şey değil. 1920’lerde çocukları öldürüp onları yiyen psikopat seri katil Albert Fish‘i (lakabı Balıkçı) taklit eden bu katil, Albert Fish gibi çocukları öldürüp onları yemesi nedeniyle kasabalı tarafından “Balıkçı” olarak adlandırılıyor.

Yeni Balıkçı’nın çocukları birbiri ardına öldürmeye başlamasından sonra polis kırmızı alarma geçmiştir fakat henüz dişe dokunur bir sonuca ulaşılamamıştır. Polisler o kadar vahim durumdadırlar ki, Balıkçı son cinayetinin yerini bizzat polisleri arayıp kendisi söylemiştir. Böyle bir ortamda polisler, aralarındaki en yetenekli kişiye başvurmak zorunda kalırlar. O yetenekli kişi Jack Sawyer‘dır fakat kendisi emekliliğe ayrılmak istemektedir.

Jack Sawyer‘ın Balıkçı davasına nasıl dahil olduğundan bahsetmiyorum. Sonuçta bu yazı bir kitap özeti değil. Sizlere sadece “”Diyar”dan gelen bir mesaj bunu sağladı” dersem gerisini getirebilirsiniz diye düşünüyorum.

Kara Ev Sinsice Beliriyor

Aslında bu bölümün başlığı biraz garip görünse de çok yerinde. Çünkü hikayemiz ilerledikçe ormanın derinliklerindeki Kara Ev hikayeye sinsice dahil olmaya başlıyor. Bir anda kendinizi Balıkçı’dan alıp Kara Ev’de buluyorsunuz. Tabii daha sonra bu iki öznenin buluşmasını da yine hayretler içerisinde izlemeye devam ediyoruz.

Peki nedir bu Kara Ev? Kim yapmış ve neden yapmış?

Aslında bu soruların cevaplarını kitabın küçük puntolu yazılarla dolu sayfalarında bulabilirsiniz ama zaten kitabı okuyan biriyseniz burada rahat davranabilirim. Eğer kitabı okumamışsanız zaten buraya kadar okumanız bile yanlıştı.

Kara Ev için kısaca, kötülüğün dünya üzerindeki somut halidir diyebiliriz. Ya da cehenneme açılan bir kapı da diyebiliriz. Aslında bu tanım yoruma açıktır ve kitabı okuyan herkes farklı bir tanımlama yapabilir. Ben o çok sevdiğim ve adına “Kara Kule Dünyası” dediğim dünyaya atılan bir adım olarak görüyorum. Tabii adım attığımız yer biraz yanlış bir yer.

Kara Ev’i ilk defa okuduğum 2003 yılında henüz Stephen King’in Kara Kule serisini okumamıştım. Ve bu kitap benim Kara Kule serisine başlamama neden olan kitaptır. Kara Ev, Orta Dünya ve Kızıl Kral’ın planları hakkında bizlere o kadar fazla bilgi veriyor ki, bir anda kendinizi Kara Kule serisinden bir kitabı okuyor gibi hissediyorsunuz. Işınlar, ışın koruyucuları, kırıcılar, silahşorlar, evrenler, Kızıl Kral’ın amacı, vampir hemşireler, ilerleyen dünya… aklınıza Kara Kule evreni ile ilgili ne geliyorsa Kara Ev size sunmaya başlıyor. İşin daha da ilginç yanı, King ve Straub, Kara Kule evrenindeki olayları Kara Ev’deki olaylarla o kadar mantıklı bağlıyor ki, orada kitabın notunu veriyorsunuz zaten.




Kara Ev – Balıkçı İlişkisi

Balıkçı’dan bahsettik. Kara Ev’den bahsettik. İki ışının kesişmesi gibi bu iki öğe de bir yerde kesişiyor ve Kara Ev macerasının son dönemeci böylece başlıyor.

Balıkçı olarak tanıdığımız seri katilin, kasabanın bakım evindeki yaşlılardan biri olduğunu olaylar çok ilerlemeden öğreniyoruz. Yazarlar bu noktayı erkenden öğrenmemizi istemişler. Çünkü aslında katilin kim olduğu çok önemli değil. Asıl büyük soru işareti, neden çocukları kaçırdığı ya da öldürdüğüdür.

Charles Burnside ismindeki katilimiz, aslında sadece bir kukladır. Belki başlarda adama çok kızabilir hatta nefret edebilirsiniz ama Charles’a bu kötülükleri yaptıran bir güç olduğunu sakın unutmayın. Charles seneler önce ruhuna işleyen bu kötülüğün etkisiyle ormanın derinliklerinde Kara Ev’i inşaa etmişti.

Peki, kim bu kötü ruh?

Munshun adı verilen bir şeytan…

85 yaşındaki Charles Burnside‘ı etkileyerek Kızıl Kral için “gerekli” olan çocukları bulmasını sağlayan şeytan, Jack Sawyer ve diğerleri (Yıldırım Beşli‘nin “kalan” üyeleri ve Dale) Kara Ev’e girdikten sonra bizleri karşılıyor. Kara Kule serisini okuduysanız Kızıl Kral’ın amacının Kule’yi ayakta tutan ışınları kırarak serbest kalmaya çalışması olduğunu bilirsiniz. Seriyi okumadıysanız da şimdi öğrenmiş oldunuz. Kırıcı adı verilen telepatik güce sahip insanlar, Kızıl Kral’ın ışınları kırmak üzere topladığı orduya dahil oluyorlar. Balıkçımızın çocukları neden kaçırdığı, neden bazılarını öldürüp neden bazılarını Munshun‘a sunduğunu burada anlamış oluyoruz. Yetenekli olanlar ayrıştırılmalı…

Hikayeye Dönersek…

Balıkçı, Kara Ev ve bu iki öğeyi buluşturan olayları öğrendikten sonra bizi cehenneme sürükleyen olaylara bir göz atalım derim.

Jack Sawyer‘ın olaya dahil olmasından sonra, kendisinin 12 yaşındayken yaşadıklarını unuttuğunu fark ediyoruz. Geçmişte kalan bir düş gibi… Ama aslında Sawyer’ın ruhunun derinliklerinde, o dönemden gelen bazı etkiler var. Tılsım’a dokunmuş olması onu Kara Ev macerasında bir adım öne çıkarıyor. “Diyar”dan gelen haberler onun hayallerini canlandırmaya yetiyor. Tılsım’dan tanıdığımız Speedy (Parkus), Jack’in hayatına müdahale ettikçe Jack kendisini Kara Ev macerasının içerisine sürüklenirken buluyor.

Balıkçı’nın kaçırdığı bir çocuğu(Ty) öldürmediği, Kara Ev’de sakladığını öğrenen (öyle olduğunu zanneden) Jack, kasabada yaşayan motosiklet çetesi Yıldım Beşli üyeleri ile birlikte çocuğu kurtarmak için Kara Ev’e gidiyorlar fakat burada başlarına pek de hoş olmayan bir çok olay geliyor.

Kara Ev’de ve sonrasında karşılaştıkları olaylar iki yazarın hayal gücünün zirvelerini bizlere yaşattıkları anlara neden oluyor. Sistemin çalışması (çarklar ve çarkları çeviren çocuklar), Kara Ev’in sürekli şekil değiştirmesi ve her odasında farklı bir kötülüğün hüküm sürmesi gibi pek çok yaratıcı sahne önümüze seriliyor.

Yolun Sonunda…

Yolculuğumuz aynı başladığı gibi ilginç bir şekilde sona eriyor. Yazarlar Kara Ev’de bizlere iki tane son sunuyorlar. Aslında buna aşamalı bir son diyebiliriz. Jack’in diğerleri ile birlikte çocukları kurtararak Kara Ev’i yok ettikleri bir son yazarlar için durulması gereken yer olarak açıklanıyor. Eğer sonrasını okursanız yazarlar adeta “günah bizden gitti, bizden uyarması” şeklinde bir uyarı mesajı ile sizi durdurmaya çalışıyor. E tabi dayanamayıp devamını okuduğunuz için Jack’in vurulup ölüme yaklaştığı ve Speedy sayesinde Diyar’da hayata döndüğü kısmı okumak zorunda kalıyorsunuz. İlginç ama yaratıcı değil mi? (Stephen King daha sonra bu tekniği Kara Kule serinin sonunda da kullanıyor.)

Sonuç olarak, iki sona da baktığımızda herkes mutlu diyebiliriz. Kasaba Balıkçı belasından kurtuluyor. Kara Ev yok oluyor. Munshun ölüyor. Kızıl Kral’ın planları alt üst oluyor. Jack her ne kadar ölümden dönse ve bir daha dünyamıza adım atamasa da Diyar’da aşık olduğu Sophie‘si ile birlikte mutlu mesut yaşıyor. Bundan iyisi Şam’da kayısı…

Bende Kalanlar

Bu uzun yazımın başlangıcında Kara Ev’i 14 yıl ara ile iki defa okuduğumu söylemiştim. Aslında ayrıntılarını unuttuğum ya da belki o dönem anlamadığım bu kitabı tekrar okumak çok iyi oldu. “Okuduğum Kitabı Bir Daha Okumam”cılardansanız bazı kitapların bir süre sonra ikinci defa okunmayı hak ettiğini sizlere söylemek isterim. Kara Ev de bu kitaplardan biri bana göre. Küçük küçük harflerle dolu 600 küsür sayfaya rağmen, baştan sonra çok farklı bir eser. Stephen King ve Peter Straub iki defa bir araya geldiler ve ikisinde de harika işler ortaya çıktı. Umarım bu serinin üçüncü kitabını da görürüz. Benim gibi bir çok Sadık Okuyucu da bunu istiyordur eminim.

Kara Ev’in kapağını kapattığımda bir kaç gün içimde garip bir etki ile dolaştım. Kitap sağlam bir korku romanı olmasının yanında insanda belli belirsiz bir karamsarlık hissine de neden oluyor. Bu iyi mi kötü mü, buna da siz karar verin.

 

Volkan UĞRAÇ

Stephen King Türkiye

17.6.2017

Bir Cevap Yazın