O (It) Filmi İnceleme

İnceleme

Stephen King’in en çok sevilen ve en korkunç romanlarından olan “O” (It), Stephen King film uyarlamaları dünyasında kendisine 2017 yılında yer bulmuş oldu. Daha önce televizyon için yapılan mini dizi uyarlamasını bu kategoriye koyma konusunda kararsız kalıyorum. Sinema penceresinden duruma bakarsak sanırım O’nun ilk uyarlama filminin 2017 yılında yapıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Usta’nın her ne kadar çok başarılı kitapları bulunsa ve korku-gerilim edebiyatına adını altın harflerle yazdırmış olsa da, eserlerinin beyaz perdeye aktarımı konusunda büyük bir “problem” olduğunu tüm dünya kabul etmiş durumda. Bununla birlikte, bu probleme rağmen bir çok eseri beyaz perdeye aktarıldı ve aktarılmaya devam ediyor.

2017 yılı, Stephen King uyarlamaları konusunda bir hayli bereketli bir yıl oldu. İki beyaz perde uyarlaması (O ve Kara Kule), iki televizyon filmi uyarlaması (Oyun ve 1922) ve iki dizi uyarlaması (Sis ve Bay Mercedes) ile karşılaştık. Yıl bitmeden yeni sürprizlerle de karşılaşabiliriz.




O romanının filme uyarlaması konusu, aynı Kara Kule projesi gibi uzun bir geçmişe dayanıyor. Yıllar önce böyle bir projenin ortaya atıldığını hatırlıyorum. Ama bu süreç her zaman sekteye uğradı ve biz elle tutulur hiçbir adım göremedik. 2016 yılında hiç de gündemimizde yokken Stephen King’in en korkunç romanlarından O’nun filmi yapılacağı haberi ortaya çıktı. Haberin akabinde yönetmenin ve oyuncuların belirlenme süreci kısa bir sürede gerçekleşti ve bizler O filmi konusunda gerçek anlamda bir adım atıldığını görmüş olduk.

Evet film yapılacaktı. Bu artık kesindi. Bu engel aşıldıktan sonra Sadık Okuyucu’nın kafasında beliren ilk soru “geçmişteki uyarlamadan iyi mi olacak yoksa kötü mü?” oldu. İster istemez her “remake” (yeniden yapım) orijinal versiyonu ile karşılaştırılır. Bunu normal karşılamak gerekir. Genellikle de bu yeniden yapımlar önceki yapımları aratır cinsten olur. Stephen King dünyasından olaya bakarsak en yakın örneğinin Carrie olduğunu görürüz. Bu filmde ise farklı olan bir şeyler vardı. Önceki film 1990 yılında yapılmıştı. Düşük bütçeli bir televizyon filmiydi (hatta mini dizisi) ve kitaba çok da sadık olduğu söylenemezdi. Karşımıza çıkacak olan film ise beyaz perdede boy gösterecek, daha yüksek bütçeli bir yapım olacaktı. Böyle olunca umutlanmamak elde değildi tabi ki.

 

“O” (IT)  NEYİ ANLATIYOR?

O, Derry ismindeki bir kasabada çocuklara korku salan şeytani bir yaratığın ve bu yaratığa karşı koyan bir grup çocuğun hikayesini anlatır. Pennywise ismindeki bu şeytani yaratık, çocuklarla beslenmektedir ve çocukların karşısına onların korkuları ile çıkar. Çocukken en büyük korkunuz neydi? Düşünün ve karşınızda onun vücut bulduğunu görün. Pennywise karşınızda!

 

 

DERRY’E OLAN İLK ZİYARET NASILDI?

1990 yılında, Tommy Lee Wallace‘ın yönetmen koltuğunda oturduğu, 2 bölümlük mini dizi olarak karşımıza çıkan O, kısa ve net bir şekilde, 80’ler neslinin çocukluk kabusu oldu diyebilirim. Palyaço korkusunun dünya üzerinde yayılmasına ve kök salmasına neden olan bu mini dizi, Tim Curry‘nin muhteşem performansı ile zihinlerimizde yer etti. Toplamda 3 saat 12 dakika süren bu mini dizi, Derry’de yaşanan kabus dolu anları ve aynı kasabada yaşayan 7 çocuğun dostluğunu bizlere yansıtmaya çalıştı. Dönemi içerisinde her ne kadar bizleri derinden etkilese de hem düşük bütçesi hem de dönemin şartları neticesinde eleştirilere de maruz kalan bir yapım oldu.

Bu filmi (film diyorum yazı içerisinde, aslı mini dizi), ilk izlediğimde 8 yaşındaydım. Star TV‘nin Parliament Sinema Klubü‘nde izlemiştim. Sonunu getiremeden kapatıp yattığımı hatırlıyorum. Bir hayli korkmuştum. Yıllar sonra aynı filmi tekrar izlediğimde oyunculuklardan tutun (Tim Curry hariç) müziklere, olay örgüsünden efektlere kadar pek çok konuda başarısız bir yapımla karşılaştım. Sanırım bu film “Kaybedenler Kulübü”nün samimi anlatımı ile ve Pennywise ile zihinlerimizde yer etmiş.

 

 

DERRY’E OLAN İKİNCİ ZİYARET NASILDI?

Yıllar sonra Andy Muschietti yönetimindeki yeniden yapım karşımıza çıktı. Filmin yapım aşamasında hem yeni Pennywise’ın görünüşü hem de projenin iki filmlik bir macera olacak olması ilgi çekti. Yönetmen, 1216 sayfa olan bir eseri iki filmde bizlere sunmayı tercih etmiş ve bence çok iyi bir karara imza atmış. Tabii bu durum film vizyona girmeden önce çok dile getirilmedi. Sonuçta ilk filmin gişe başarısı ikinci filmin kaderini belirleyecekti. Bir kaç ay önce Kara Kule’nin gişede adeta çakılması ile sesler bir müddet kısık kaldı.

27 yıl sonra Derry’e yeniden korku salacak olan Pennywise yeni görünüşü ile olumlu-olumsuz pek çok yoruma maruz kaldı. Bill Skarsgard‘ın hayat vereceği Pennywise, bu görüntüsünde eskisine nazaran daha korkunç ve agresif görünüyordu. Bill Skarsgard‘ın oyunculuğu da en çok merak edilen konular arasındaydı. Tim Curry, 1990’da zihinlere kazınan bir Pennywise performansı sergilemişti. Böyle durumlarda yeniden yapımlarda rol alan oyuncuların işi zordur.

O filminin fragmanı bir kaç ay önce ortaya çıktığında internet ortamında 1 günde 200 milyon izlenerek bu konuda bir rekora imza attı. İnsanlar 90’lı yıllardan kalan palyaço korkusunu yeniden yaşamaya bir hayli meraklı gibi görünüyordu.




Pennywise’ın 27 yıl sonra Derry’e olan ikinci ziyareti beklentileri parçaladı diyebiliriz. Filmin içeriğinden ve yorumlarımdan bahsetmeden genel bakış olarak sizlere söyleyeceğim, filmin büyük bir gişe başarısı yakaladığı, sinema eleştirmenlerinden tam puan aldığı ve IMDB, RottenTomatoes, Metascore gibi sitelerden başarılı puanlarla döndüğü olacaktır.

 

 

2017 MODEL “O” NASILDI?

Stephen King film uyarlamaları konusunda çok umutlu olmayan ben bu filmi beklerken bir hayli umutlandığımı söylemeliyim. Özellikle fragmanlardan sonra kendi kendime “sağlam bir King uyarlaması geliyor” diyordum. Film vizyona girer girmez izlemeye gidecektim ama Altın Kitaplar bana daha iyi bir fırsat vermiş oldu. Altın Kitaplar, O filmi için sosyal medyada bir yarışma düzenledi. Kazanan kişiler filmin ön gösterimine konuk olma hakkı kazanacaktı. Ben çekilişi kazanamadım ama Stephen King Türkiye‘nin yöneticilerinden Burcu bu hakkı kazandı fakat kendisi gidemediği için hakkı bana devretti. Böylece filmi ülkemizdeki vizyon tarihinden bir gün önce izleme şansım oldu. Teşekkürler Altın Kitaplar ve Burcu Kumbay 🙂



Filmi iki ayrı pencereden bakarak değerlendirmek istiyorum. Birincisi Stephen King uyarlaması olarak, ikincisi bir film olarak…

Filmden çıktığımda Stephen King Türkiye Facebook sayfasında şöyle bir cümle yazdım. “Bu film en iyi Stephen King uyarlamaları listenizi değiştirecek.” Sanırım en güzel özeti bu şekilde dile getirebilirim. Çünkü benim listemi değiştirdi. Usta’nın beğendiğim bir kaç film uyarlaması içerisinde artık O’yu da sayabilirim. Hem de bunu büyük bir rahatlıkla yapabilirim. Andy Muschietti, Sadık Okuyucu’nun uzun süredir beklediği o güzel hissi sonuna kadar bizlere sundu. Kara Kule faciasından sonra ilaç niyetine bir filmle karşılaşıyoruz. Andy Muschietti yeni bir Frank Darabont (Esaretin Bedeli, Yeşil Yol, Sis) mu olacak, hep birlikte göreceğiz ama bunun kıvılcımlarını O’da görüyoruz.

Filmdeki olaylar 1988 yılının Derry’sinde geçiyor. Evet, kitapta 1950‘lerde işlenen bu konu filmde bu şekilde uygun görülmüş. Evet, buradan anlayacağınız gibi film kitaba birebir sadık kalmak gibi bir zorunluluk içerisinde değil. Hatta ilerleyen dakikalarında kitaptan bir hayli koptuğunu gözleyebilirsiniz. Ama şunu atlamamak gerek ki, film her ne kadar yenilikçi bir bakış sunsa da kitaptaki çekirdek hikayeye tutunmaya her an devam ediyor. Hatta filmin kökleri tamamen King topraklarında diyebiliriz. Bu da beni filmin kitaptan bağımsız ilerlemesinin rahatsızlığından alıkoydu.

Filmin ilk sahnelerini izlerken kitaba ve önceki uyarlamaya dönüş yapıyorsunuz birden. Eski dosta merhaba demek gibi bir his kaplıyor içinizi. Georgie, sarı yağmurluğunu giymiş, abisi Bill ona kağıttan gemi yapıyor. Bill hasta olduğu için Georgie ile dışarı çıkamıyor. Georgie yağmurlu Derry sokaklarında gemisini yüzdürüyor…

Georgie’nin kanalizasyon açıklığında Pennywise ile tanışma sahnesi içinizdeki o garip hissi bir anda değiştirmeye başlıyor. Çünkü yönetmen bu sahnede size işlerin hiç de önceki uyarlama gibi olmayacağını gösteriyor. Son derece kitaba bağlı ve kanlı bir sahneyle merhaba diyen film, ilerleyen dakikalarda kan ve korku dozajını artırarak sert bir korku filmi olduğunu seyirciye öğretiyor.

Stephen King film uyarlamalarını kitaba birebir bağlı olup olmamasına göre değerlendiriyorsanız bu film sizin için ortalama bir yerlerde olacak. Fakat böyle bir kıstasınız yoksa, uyarlama yapılacaksa yönetmen bazı konularda kendi yorumunu katmalı diyorsanız, işte o zaman bu film ilk 5 listenize kolaylıkla girecektir.

 

 

Filmde uyarlama olarak eleştireceğim tek nokta sanırım Kaybedenler Kulübü üyelerinin hayat hikayelerine biraz az yer verilmesi ve ana olaya odaklanılması olacak. Bu durumu ikinci filmde kurtarma şansları hala var. O nedenle çok umutsuz değilim. Bunun dışında kitabı okumayanlar (ki film yorumlarında bunu gözlemledim) filmin sonunu pek beğenmemiş. Evet, bizler biliyoruz ki, bu son aslında kitabın sonu değil. Pennywise geri dönecek ve Kaybedenler Kulübü‘nün yetişkinlik dönemine kabus olup çökecek. Sonuç olarak bunu insanlara tek tek anlatmak zor. O nedenle, evet, bir film olarak bakarsak sonun sönük kaldığını söyleyebiliriz.

O’ya sinema gözünden baktığımızda da ilginç ve şaşırtıcı şeylerle karşılaşıyoruz.

Daha önce kendisini yine bir korku filmi olan Mama‘da yönetmen koltuğunda gördüğümüz Andy Muschietti, ikinci büyük deneyiminde son derece başarılı bir sonuca imza atıyor. Filmde bazı şeyler o kadar yerinde ki şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Yansıtılan dönem, o dönemin özellikleri, müzikler, ışık kullanımı ve tabi ki Pennywise… Bu filmin belki de en çok merak edilen konusunu hemen dile getirmek istiyorum. Bill Skarsgard, çok başarılı bir performans sergiliyor filmde. Tim Curry‘nin gölgesinde kalma olasılığı çok yüksekti fakat Bill, o kadar başarılı ki Tim Curry‘i aradığımı söyleyemeyeceğim.

Filmin sinema eleştirmenlerinden çok yüksek puanlar alması beni bir hayli şaşırtmıştı. Korku türündeki filmler genellikle iş sinema sanatının perdeleri açıldığında çoğunlukla geri planda kalan filmler olur. O, bu filmlerden olmadığını aldığı eleştiriler ve puanlar ile kanıtlıyor. Ben de 2 saat 15 dakika süren bu filmde, iyi bir Stephen King uyarlaması izlememin dışında iyi de bir film izledim. Karakterlerin hayat hikayelerine her ne kadar kitaptaki kadar inilemese de (bunu yapması zaten imkansız) olaya film olarak baktığımızda karakterler çok iyi tasvir ediliyor. Çocuk oyuncuların başarısını da atlamamak gerek. Hepsi ayrı ayrı başarılı ve filmin “olmuş” dedirten noktalarından biri de çocukların başarılı performansı bence.

Çocuklardan bahsetmişken, okuduğum bazı yorumlarda, çocukların aralarındaki diyaloglardan rahatsız olunduğunu gördüm. Evet, beklenmedik şekilde argolu ve küfürlü konuşmalarla karşılaşacaksınız. Bu diyaloglar zaman zaman çok komik sahnelere imza atarken zaman zaman da sizi çocukluğunuza götürecek. Neden bunu söyledim,  çünkü filmde çocuklar ailelerinin yanındayken gayet düzgün konuşuyor fakat bir araya geldiklerinde ikinci kanala geçiyorlar. E biz de biraz böyle değil miydik??

Sonuç olarak karşımızda sinematik olarak da Stephen King uyarlaması olarak da başarılı bir yapım bulunuyor. Mükemmel, dört dörtlük, 10 numara 5 yıldız gibi sözlerle abartıya kaçmaya gerek yok. Tabii ki her filmde olduğu gibi bu filmde de gözünüze çarpan eksiklikler olacaktır. Ama ben filmlerde her zaman bütüne bakılması taraftarıyım. Bütüne baktığımda başarılı bir film görüyorum. 1990’dan gelen palyaço korkumuz 2017’de canlandı. Umarım yönetmen ikinci filmde çıtayı daha da yukarı taşır. Kendisi bir röportajında (sitemizde bu haberi yayınladık, BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ) ilk filmi çekerken bütçe konusunda sıkıntılar yaşadığını (filmin bütçesi 35 milyon dolar) bu nedenle de anlatmak istediği bazı bölümleri anlatamadığını açıklamıştı. Filmin muhteşem gişe başarısından sonra Warner Bros. umarım kesenin ağzını biraz açar ve ikinci filmde yönetmen daha özgür hareket eder.

Ben ikinci filmi büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum. Hatta Andy Muschietti‘nin başka King projelerinde de dümene geçmesi gerektiğini düşünüyorum.

Balon ister misin sevgili Sadık Okuyucu?

 

Volkan UĞRAÇ

Stephen King Türkiye

23.09.2017

Bir Cevap Yazın